1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Aman “Doctor” Derdime Bir Çare!

Yazdır E-posta

Alkan Soyak - 27 Aralık 2011

Sevgili okurlarım, ayağınızı sağlam basın, kendinize dikkat edin ve bu memlekette artık hasta olmamaya gayret edin. Son 6 aydır yaşadığımız deneyimler gösteriyor ki, piyasacı-özelleştirmeci siyasi iktidar geniş halk kitlelerinin yararlanabilmesine yönelik sağlık sistemini iflasın eşiğine getirmiştir. Sistemin tek lüks gibi görünen tarafı internetten randevu alabilmekti(r). Randevuyu aldıktan sonra atılacağınız bir tedavi macerasında ise sizi nelerin beklediğini hayal bile edemezsiniz.

 

Sağlık Bakanlığı’na bağlı eğitim ve araştırma hastanelerinde “bir doktora neredeyse yüzlerce hasta” düşmektedir. Bu hastanelerde bırakın fiziki muayeneyi, artık gözle muayene bile yapılamamaktadır. Bakılan hasta sayısının kurumun performansını belirlediği bu hastanelere gittiğinizde, muayene olduğunuz doktorun, gerçekten randevu aldığınız uzman doktor olup olmadığından emin olunuz. Uzman doktor diye randevu aldığınız kişilerin çoğu muayene odalarında bile olmayabilir. Onların yerine uzmanlık öğrencisi asistan doktorlar hizmet verebilmekte, uzmanlar ise genellikle ameliyatlara girmektedir. Bazı klinik şeflerinin doçent ya da profesör olduğunu görüp de “aman ne güzel internet üzerinden profesörden randevu aldım” hayaline kapılmayınız. Bu hastanelerde bırakın profesöre muayene olmayı, uzman doktora bile muayene olabilirseniz çok şanslısınız. Hadi bir şekilde muayene oldunuz. Sizden istenen MR, ultrason ve tomografi gibi ön teşhisin en kritik araçlarında sıranın gelmesi için bazen aylarca bekleyebilirsiniz.

 

Birçoğu siyasal iktidara yakın grupların sahipliğinde işletilen “bazı özel hastanelerde” ise durum tam anlamıyla bir fiyaskodur. Bu hastanelerin çoğu ticarethane anlayışıyla işletilmekte, bir idrar tahlilinin neredeyse 200 TL’ye yapıldığı bu kurumlarda, en basit tedavi ve ameliyat dahi bir servete mal olabilmektedir. İşin içine ticaret ve kâr hırsı girdiğinde, bazı hastalıklar arasında akıl dışı bağlantılar kurulabilmekte ve gittiğiniz uzman doktorların yönlendirmesiyle kendinizi onlarca tetkikin içinde bulabilmeniz işten bile olmamaktadır. Mesela, basit bir iç hastalıkları sıkıntısı için gittiğiniz bir doktorun yönlendirmesiyle, kendinizi ortopedi ve hatta nöroloji doktorunda bulabilirsiniz. Tabii teşhis konana kadar yaptırdığınız her tetkik sonucunda ödediğiniz paralarla akıl sağlığınızı yitirip, psikiyatri uzmanına muhtaç olmanız ise işin en trajikomik boyutu olabilir.

 

Tıp fakültelerinin üniversite hastaneleri ise siyasal iktidarın uygulamalarıyla bitirilme arifesine getirilmiş; Bakanlığa bağlanmanın yasal ve kadrosal alt yapısı hazırlanmıştır. Pilot uygulama olarak Marmara Üniversitesi Hastanesi’nin Bakanlığa devredilmesi sonrasında, basında hastanenin durumunun içler acısı hale geldiğine dair yorumlar yapılmaktadır. Üniversite hastanelerinin Bakanlığa devrine, bilimsel ve akademik özerkliği ortadan kaldırılacağı, siyasal kadrolaşmaya yol açacağı ve hastaneleri ticarethaneye dönüştüreceği gerekçesiyle tıp fakültelerindeki birçok hoca karşı çıkarken, Başbakan bu devri “patenti ha üniversitede olmuş ha Sağlık Bakanlığı’nda” şeklindeki anlamlı(!) gerekçelerle savunabilmektedir. Türkiye’nin en büyük tıp fakültelerinden olan Cerrahpaşa ve Çapa’daki birçok anabilim dalında artık ameliyatlara asistanlar girmekte, asistanları da öğrenciler asiste etmektedir. Performansa girmeyen hocaların ameliyata dahi giremediği böylesi köklü tıp fakültelerinin hastanelerinde, performans sisteminden ücret almayı kabul etmeyen yüzlerce profesör ve doçent kurumlarından ayrılmaya zorlanmış, tıp öğrencilerinin teorik eğitimleri tehlikeye girmiş, özellikle uygulama eğitimleri ise abartısız neredeyse hemşirelere ve ebelere terk edilmiştir.

 

Bu arada kamu hastanelerini tek çatı altında toplayıp, daha sonra özel sektöre devredilmesine ve yabancı sağlık elemanlarının ülkede çalıştırılabilmesine kapı açan “Kamu Hastaneleri Birliği” yasası bir KHK ile sessiz sedasız çıkmış bulunmaktadır. Ülkede uygulanan son politikalarla gerçekleşen yetişmiş uzman hekim ve öğretim üyesi kaybına karşılık özelleştirmeci ve piyasacı siyasal iktidarın çözümü ise “doktor ithalatı” şeklindedir. Binlerce tıp fakültesi mezunu doktorun TUS ve mecburi hizmet nedeniyle yaşadığı mağduriyetleri görmemezlikten gelen Bakanlık, ilgili konulardaki kadro açığını her zaman ki gibi ithalat yoluyla aşmayı hedeflemektedir. Avrupa ülkeleri ve ABD’den kaliteli doktor ithalatı beklentisinin hayalcilik olduğunu düşündüğümüzde, çok yakında hangi ülkelerden gelecek doktorlara muayene olacağımızın işaretleri de açık bir şekilde kendini göstermektedir.

 

Sağlık konusunda AKP iktidarının uyguladığı tüm bu piyasacı ve özelleştirmeci politikaların işaret ettiği iki önemli çıkarsama söz konusudur:

 

Birincisi, nasıl ki ahbap-çavuş (ya da cemaat) kapitalizmini kutsayan politikalarla sermaye birçok sektörde el ve renk değişiyorsa, uygulanan özelleştirmeci sağlık politikalarıyla da sağlık sektörünün arz cephesi AKP’lileştirilmekte ve yandaşlaştırılmaktadır. Sağlık sektörünün özel kesiminde yaratılan “yandaş sermayenin” yanı sıra, devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerine yönelik gerçekleştirilen yasal düzenlemelerle sektörün kamu cephesinde de “yandaş sermaye ve kadrolara” kapı sonuna kadar açılmaktadır. Sektörün içinde olan birçok kişi, ilgili operasyon tamamlandıktan sonra, tam gün yasasında bile yeniden bir yumuşamanın söz konusu olabileceğinden söz etmektedir.

 

İkinci çıkarsama ise sağlık sektörünün talep cephesiyle ilişkilidir. Siz bakmayın eğitim ve araştırma hastanelerinde hizmet verilen hasta sayısının AKP döneminde arttığı iddialarına. Sağlık hizmetinin, gözle muayene zihniyetiyle, kuyruklarda ve performans adına hasta sayılarak verilebileceğini zanneden piyasacı iktidar, ilgili hastanelerdeki uygulamalarla sosyal güvenlik kurumu şemsiyesi altında tedavi hakkını kullanması gereken düşük ve orta gelirli vatandaşları bezdirmekte ve bu insanların ilgili sistemden umutlarını kesmelerine neden olmaktadır. Anayasal bir hak olan tedavi hakkına karşın, “sosyal güvenlik sisteminden” umduğunu bulamayan ve özel hastanelerde yüksek tedavi bedelleriyle karşılaşan geniş kitleler ise “özel sağlık sigortası” sistemine itilmektedir.

 

Sonuç olarak Türkiye’de piyasacı ve özelleştirmeci zihniyeti benimseyen AKP iktidarlarıyla sosyal devlet fonksiyonu büyük ölçüde aşındırılmakta, Anayasal bir hak olan eğitim ve sağlık gibi kritik alanlarda zenginin ve parası olanın fiilen bu haklardan yararlanabileceği bir düzenin son rötuşları da tamamlanmaktadır. Bütün bunlara rağmen siz hala internetten randevu alma lüksünden(!) memnun iseniz, bunun da sonu çok yakında gelmekte; önümüzdeki yıldan itibaren aile hekimlerinden onay ve sevk almadan kamu hastanelerinden yararlanma imkânı da ortadan kaldırılmaktadır.

---------------------------

Ulus Gazetesi 19 Aralık 2011

 

Seçme Haber

Altmışların Ana-Babalarına Ağıt

*Ve “unumu eledim, eleğimi astım” diyerek köşesine çekilen günümüzün ana-babalarına;  “İş düştü başa…Haydi çıkın sokaklara…Aldırmazsanız bugün yaşananlara; biliniz ki yarın çocuklarınız tarafından yargılanma 

Devamı...